Dünya Nereye gidiyor ?

Dünya Nereye gidiyor ?

Hiç bir bilimsel gelişmenin, ekonomik değişikliğin yaşadığınız ülkedeki ünlülerin gönül ilişkilerinden daha önemli olamadığı günümüzde bilim ve mühendislik disiplinleri hiç olmadığı kadar hızlı ilerliyor. Bilim insanları bir yandan yepyeni keşiflerde bulunup insanın bildiği evrenin sınırlarını genişletirken, insan ömrünün sınırlarını üstel olarak arttırmaya hazırlanırken, mühendisler kendi uzmanlık alanları ile ilgili olarak bu gelişmelerin tüm toplum tarafından ulaşılabilir olması ve her sahada bu gelişmelerim inovatif olarak kullanılması için tüm güçleri ile çalışıyorlar. Bu gelişmelerin ışığında finans uzmanları, yatırımcılar ve muhasebeciler yepyeni mali planlar hazırlıyorlar. Sosyal reformun eşiğinde olan toplum ise yavaş da olsa kendi önyargılarını kırarak farkında olmasa da bu değişimlere ayak uydurmaya çalışıyor.

2017 yılının en önemli bilimsel ilerlemelerinden bazıları şöyle idi;

  • Bilim insanları insan vücudunda yepyeni bir organ keşfettiler.
  • Elektriği ileten ancak ısıyı iletmeyen yeni bir metal bulundu.
  • Kara Deliği Galaksi Merkezinden Dışarı Fırlatan Gravitasyonel Dalgalar Keşfedildi.
  • İlk Kez Bir Bakteri Hücresinin DNA’sına Hareketli Görsel Kaydedildi ve Oynatıldı
  • Işık, Ses Biçiminde Depolandı!
  • Ispanak Yaprağı Üzerinde İnsan Kalp Dokusu Üretildi.
  • Yapay DNA İçeren Organizma Üretildi.
  • Yaşlanma Etkileri Farelerde Geri döndürülebildi.
  • Dünyanın İlk Yapay Embriyosu Petri Kabında Üretildi.
  • Suyun İki Farklı Sıvı Formu Olduğu Keşfedildi
  • Sigaranın DNA ya Verdiği Zarar Haritalandırıldı.
  • Fizikçiler, Negatif Kütleye Sahip Bir Sıvı Üretmeyi Başardı.
  • Maddenin Yeni bir hali daha keşfedildi: Kuantum Sıvı Kristalleri
  • İlk Defa Kafa Nakli Yapılarak İki Başlı Fare Elde Edildi.
  • NASA, Bir Dış Cüce Yıldız Sisteminde Yedi Adet Gezegen Buldu.
  • Midede Kendi Enerjisini Üreten Yutulabilir Aygıt Tasarlandı.
  • DNA Eşlenmesi İlk Kez Filme Alındı.
  • Üç boyutlu yazıcıdan çalışan kalp yaptılar.
  • Evrenin En Büyük Haritası Oluşturuldu.
  • Kıyamet Saati’ne göre “Gece Yarısı”na 2.5 dakikadan daha az kaldı.

Gelinen son noktada ise insanlığın elinde gittikçe artan ve ortalaması yaşlanan bir nüfus, mevcutta çalışmakta olan insanların ise robotlar, otomasyon sistemleri ve yazılımlar tarafından değiştirilmesi riski ve son kullanma tarihi gittikçe yaklaşan bir dünya var. Tedarik zinciri ise henüz otomasyon sistemlerinin, yazılımların gelişmekte olduğu üçüncü dalga sektör olarak değişimin en çok görüleceği sektör olarak karşımıza çıkıyor.Bu değişimi daha net hissedebileceğimiz bir başka nokta da Amazon örneğinde olduğu gibi yalnızca tedarik zincirine oynayan şirketlerin artık dünyanın devleri içerisinde yer almaları.

Tedarik Zinciri ve Lojistik sektörlerinde ise önceleri yalnızca taşıma ve depolama faaliyetleri olarak kabul edilen ana fonksiyonlar günümüzde montaj, yazılım güncelleme, lokal ambalajlama işlemleri, ütüleme gibi katma değerli hizmetleri de içine alarak başlı başına tüm ticari faaliyetler içerisinde en önemli bileşenlerden biri haline geldi. Peki bu nasıl oldu?

Tedarik Zinciri ve Lojistik sektöründe ise biz mühendisler tıpkı diğer sektörlerde olduğu gibi mevcut hizmetlerin hızlanması, ucuzlatılması ve doğruluğunun arttırılması için çalışıyoruz. Bu çalışmaların neticesinde ise sürekli olarak aynı işlerin otomasyon sistemleri tarafından yapılması ya da insanlar tarafından yapılmaya devam edilmesine ilişkin karşılaştırmalar yapılıp bilgisayarlaştırma işlemlerinin katkılarını sürekli kontrol ediyoruz. Bu karar süreçlerini incelediğimizde verimli ve ucuz bir operasyonun altyapısı için oluşan hayat döngüsü aşağıdaki şekilde gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

  1. Yapılmakta olan iş birbirinden ayrılabilecek tüm alt süreçler için parçalanıyor.
  2. Her bir parça kendi içinde adım adım analiz edilerek iş etüdü ve zaman etüdü dediğimiz teknikler ile karar şemalarına ve standart sürelerinin hesaplanmasına kadar analiz ediliyor.
  3. Bahsi geçen her bir parça yeniden dizayn edilerek yeni tasarımlar ile sıfırdan ele alınıyor ve daha az kaynak ile daha fazla işin yapılabileceği gibi senaryolar üzerinde çalışılıyor.
  4. Her bir alt adım yeniden birleştirilerek ana süreç yeniden tanımlanmış oluyor.
  5. Her bir adım için sektörde üretilmiş bir otomazyon çözümü mevcut iş gücü ile karşılaştırılarak yatırım analizi çıkartılıyor. Eğer firma insan için sabit olarak kullandığı kaynağı otomasyon için geri ödeme noktasına kadar finanse edebiliyor ise yatırımın yapılabilir olduğu sonucuna varılabiliyor.

Özellikle bu son maddenin nasıl gerçekleştiğine bir örnek ile değinmek istiyorum.

Mevcutta kağıtlara çıktı alarak depo içerisindeki ürünlerden sipariş karşılama işlemi yapan bir depoda el terminali yatırımı ile insan + bilgisayar desteği ya da otomasyon ile siparişlerin karşılanması yatırımlarından hangisinin yapılması ya da yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda bir çalışma yapılacaktır.

Depoda 100 personelin çalıştığı tek vardiya ve 8 saat çalışılması durumda;

  1. Mevcutta kağıtlara alınan çıktılar ile siparişlerin hazırlanmasında günlük hazırlanan sipariş sayısı ortalaması 20.000 ve personel çalıştırma maliyeti sabit.
  2. El terminalleri yardımı ile siparişlerin hazırlanması durumunda yapılması gereken ağ bağlantıları, donanım, el terminalleri ve ilgili yazılımın tek sefere mahsus bir maliyeti söz konusu olacaktır. Ancak yapılan hesaplamalara göre aynı personel sayısı ile günlük yaklaşık 28.000 siparişin çıkartılması da mümkün olacaktır.
  3. Üçüncü seçenek ise ikinci seçenekten farklı olarak yazılım ve ağ bağlantıları maliyetinin yanı sıra robotik bir sipariş ayrıştırma makinesi ile çalışılacak olup ilk yatırım maliyeti diğer seçenekler ile karşılaştırıldığında çok daha yüksektir. Öte yandan mevcut personel sayısının 1/4’ü ile günlük ortalama çıkarılabilecek sipariş sayısı 75.000 civarında olacaktır.

İşletme yatırım kararını alırken dikkat etmesi gereken kritik hususlar yatırım kararı aldığında firmanın bir anda ciddi bir maliyete katlanacağı ve zaman içerisindeki kazanımları içerisinde bu maliyeti geri kazanarak belli br sürenin sonrasında bu yatırım maliyeti sonrası kar edeceği gerçeğidir. Bu maliyet tam otomasyon sistemine geçiş aşamasında bilgisayar destekli sisteme geçişe göre çok daha dramatik maliyetlerde olacaktır. Hesaplanan değerleri yukarıdaki grafikte görebiliyoruz. Bu değerlere göre aşağıdaki çıkarımları rahatlıkla yapabiliriz.

El terminali yatırımı yapıldığında bunu mevcut sistem ile karşılaştırırsak;

  • ilk 2 ay içerisinde mevcut giderlerin 1.25 katı kadar bir bütçenin harcanması gerekmektedir.
  • 11. Ayda yapılan yatırım mevcut düzen ile aynı gidere sahip olacaktır.
  • 11. Aydan itibaren yapılan yatırım maliyetleri geri ödemeye başlayacak
  • 22. Aydan itibaren yapılan yatırım kendini amorti ederek firmaya net bir işletme kazancı sağlamaya başlayacaktır.
  • Bu dönemde firmanın göstereceği iş hacmi artışı tüm bu hesaplamaların çok daha erken dönemlerde gerçekleşmesini sağlar.

Tam otomasyon yatırımı yapılması halinde,

  • İlk 2 ay içerisinde mevcut giderlerin 3-4 katı kadar bir bütçenin harcanması gerekir.
  • 9. Ay itibariyle yapılan yatırım mevcut düzen ile aynı gidere sahip olacaktır.
  • 9. Aydan itibaren yapılan yatırım maliyetlerini geri ödemeye başlayacak,
  • 4 yıldan itibaren yapılan yatırım kendini amorti ederek firmaya net bir işletme kazancı sağlamaya başlayacaktır.
  • Bu dönemde firmanın göstereceği iş hacmi artışı tüm bu hesaplamaların çok daha erken dönemlerde gerçekleşmesini sağlar.

Şüphesiz ki yatırım kararı yukarıda yazılan kadar basit bir hesaba tabi olamaz. Bunların haricinde faaliyet gösterilen ülkenin para birimi değeri, amortisman hesabı, piyasanın ticari dengesi, şirketin büyüme planları gibi kriterler bizim yaptığımız basit hesapların diğer değişkenleri olarak alınacak yatırım kararına doğrudan etki edecektir.

Bu gerçeklerin yanında şu anda yaşadığımız ülkeyi ele aldığımızda henüz bu tip gelişmeleri göremediğimiz inkar edilemeyecek kadar gerçek. Peki bizim şirketlerimiz çok mu dar görüşlü? Ya da Pazar rekabet etmeye değmeyecek kadar rakipsiz mi? Neden ülkemizde bu tip yatırımları göremiyoruz? Aslında bu gerçeğin birden fazla sebebi var. Kabaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

  • Şu an ülkemizin para birimi teknolojinin üretildiği para birimlerine göre değersiz. Bu da yatırımın maliyetini çok yüksek kılıyor.
  • Ülkemizdeki iş gücü diğer ülkelere nazaran hala çok ucuz. Aynı şekilde insanın çalışma maliyeti ile karşılaştırılığında yatırım maliyetlerinin kendini amorti etme zamanları çok uzun süreler olarak hesaplanıyor.
  • Ülkenin yasal çalışma süreleri gelişmiş ülkeler ortalamasının çok üzerinde. Haftalık 45 saat olarak ülkemizde geçerli olan çalışma saati Fransada 35, Almanyada 36, Çin, Çek Cumhuriyeti, İtalya, Japonya, Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri’nde haftalık çalışma saati 40 olarak geçiyor. Bunun yanında ülkemizdeki kayıt dışı fazla çalışma süreleri ile bu rakamlar Fransa 38, Almanya 38 iken Türkiyede bu rakam yalnızca kayıtlara göre 60 saatin üzerine çıkıyor. Üstelik gelişmiş ülkelerde uygulanan fazla mesai ücretlerinin ülkemizde yasalara uyumu da gerçek kararı etkileyen unsurlar arasında.
  • Bir diğer etmen ise firmaların kendi giderlerini gerçek değerleri hesaplayacak mekanizmalara sahip olmamaları. Genelde işletme giderleri hesaplanırken yalnızca görünen maliyetler üzerinden giden şirketler gerçek maliyetlerinin çok daha düşük olduğunu zannederek hayatlarına devam ediyorlar.
  • Tüm sektörler için hata maliyetinin ülkemizde düşük olması da bu tip yatırımların yapılmamasının bir başka sebebi.

Türkiyede tedarik zinciri operasyonlarının tasarlanmasında çalışan bir mühendis olarak yıllardır hesaplamalarını yaptığımız bu tip yatırımları son yıllar içinde depolarımızda görmeye başladığımızı gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Globalleşen dünya içerisinde her yeni üretilen çözüm seçeneği ile birlikte özellikle yazılım alanında gerçekleştirebildiğimiz çözümlerin donanımlar adına da erişilebilir olması durumu artık çok da uzağında olduğumuz bir senaryo değil.

Günümüzde eğitim ve çalışma sistemlerini değiştirerek hem yaşam standartlarını, hem bireysel mutluluk endekslerini, hem de kişi başına düşen ortalama gelirlerini yükselten ülkelerin örneklerini görüyoruz. Yeni endüstri devrimin hemen başındayken değişimi kabul edip içselleştirebilen toplumlar yollarına iyi şartlarda devam edecekler. Belki de bu yakalanabilecek son medeniyet trenine bakarken yalnızca kendi yaşam standartlarımızın değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın nasıl yaşayacaklarının da sorumluluğunu bizim taşıyacağımızı bilmemiz gerekiyor.